22/3/2009 - Tavşanın oyunu
TavşanIn Oyunu Bir zamanlar doğadaki bütün hayvanların bir kralı varmış. Bu kral da aslanmış. Kral, ülkede kendi başına buyruk yaşayan bütün hayvanları bir araya toplamak istemiş. Hepsi gözünün önünde olsun istiyormuş. Ayrıca artık onların peşinden koşturmak da istemiyormuş. Ve öyle de yapmış. Bütün hayvanları buyruğu altında toplamış. Kral, o günden sonra pek yorulmamış. Acıktığı zamanda içlerinden birini av olarak seçmiş. Hayvanlar ne yazık ki kaçıp kurtulamamışlar. Bu durumu çâresiz kabullenmişler. Günlerden bir gün, krala av olma sırası tavşana gelmiş. Tavşan karşısına getirilmiş. Kral aslan tavşana dönüp şöyle bir bakmış. Sonra tavşana; "-Tavşan efendi,” demiş, “senin etin ne, budun ne? Seni ağzıma atsam dişlerimin kovuğunu bile doldurmazsın. Seni yiyeceğim de ne olacak? Ne anlayacağım bundan? Zavallı! Sadece senin hayatın sönecek, o kadar." Tavşan bu sözler üzerine hiç durur mu? Hemen şöyle bir karşılık vermiş: "-Yüce kralımız, bu sözlerinde yerden göğe kadar haklıdırlar. Doğru, efendimizin ağzındaki dişlerin kovuğunu bile dolduramam. Yüce kralımız beni yediğinin farkında bile olmayacaktır. Hem benim ne tadım olur ki! Ama yüce kralımız için o iri yarı hayvanlar pek leziz bir yemek olurlar. Yoksa yüce kralımızın o hayvanlarla ilgili bir çekincesi mi var? Ya da nasıl diyeyim? Yoksa…" Tavşanın bu sözlerine kral aslan pek kızmış. Şöyle bir kükreyip: "-Bana bak densiz!” demiş. “Yoksa da ne demek? Çekince de ne demek? Senin sözünü ettiğin iri yarı hayvanlar da neyin nesi? Kaldı ki ben hiç korkar mıyım?" Tavşan alttan almış: "-Elbette yüce kralımız, elbette… Ne olur bağışlayın beni…” demiş. “Sizin için korkunun adı mı olur? Ama ben sizin şanınıza gölge düşsün istemem. Şu densiz olmasaydı!” Aslan; “-Ne demek istiyorsun? Açık konuş!” diye bağırmış. Tavşan; “-Buraya yakın bir yerde, o iri yarı yaratıklardan biri yaşıyor. Korkunç mu korkunç! Hep şöyle deyip duruyor: 'Şu aslan olacak kral var ya, onun benden ödü kopuyor. Ama merak etmesin! Bir gün gelip mutlaka elime düşecek. Ona gününü göstereceğim!" Aslan o anda küplere binmiş. Kükreyip ateş püskürerek tavşana sormuş: “-Kimdir o? Bana meydan okuyan bu yaratık kim? Nasıl biriymiş bu! Söyle çabuk! Nerede yaşıyormuş? Söyle de hemen göstereyim ona gününü!" Sonra doğrulup tahtından kalkmış kral aslan. Tavşanı önüne katarak doludizgin yola koyulmuş. Elbette bir oyun peşinde olan tavşan hoplayıp zıplayarak aslanın önünden gidiyor, bir yandan da şöyle konuşuyormuş: "-Dediklerine göre gücü ve kuvveti yerindeymiş. Hatta gücüne sınır yokmuş bu yaratığın. Üstelik vahşi mi vahşi, kurnaz mı kurnaz, çevik mi çevikmiş. Yüce kralımızın mutlaka önce davranıp onu yakalaması gerekiyor. Acaba doğru değil mi söylediğim? Önce o yaratık üzerine atılırsa, bu sizin için büyük bir tehlike olmaz mı? Doğrusu biraz korkuyorum yüce kralım!" Ama gözlerini hırs bürüyen kral aslan hiç duymamış bu sözleri. Böylece tavşan ve hırsından gözü bir şey görmeyen kral aslan bir müddet daha yürümüşler. Sonunda tavşan, derin ve kocaman bir kuyunun başına gelip durmuş. Aslana dönerek; "-İşte o güçlü yaratık, bu kuyunun içinde barınıyor yüce kralım!" demiş. "Bu kuyuda serinliyor. Eyvah, sesinizi işitti yüce kralım! Şimdi de doğrulup kalkıyor… Herhâlde üzerinize atılmaya hazırlanıyor. Aman yüce kralım! Lütfen çok dikkatli olun!” Kral aslan son derece dikkatli, su dolu kuyunun kenarına gelmiş. Eğilip içeri bakmış. Suda kendisine benzeyen yeleli ve kuyruklu, iri yarı bir yaratık görmüş. Gerek aptallığından, gerekse gurur ve hırsından, sudaki bu yaratığın kendi gölgesi olduğunu anlayamamış. O güçlü yaratığı hemen yakalamak için ileri atılmış. Atıldığı gibi de derin kuyunun içine düşmüş tabiî ki... Artık kral aslanın derin kuyudan çıkması mümkün değilmiş. Çalışmış, çabalamış, pençeleriyle bir yerlere tutunmaya çalışmış. Çırpındıkça çırpınmış, kükredikçe kükremiş. Ama bir türlü kuyudan çıkıp kurtulmamış. Kuyunun dibinde boğularak can vermiş. Kurnazlığıyla burnu kanamadan işin içinden çıkan, kendini kral aslanın pençesinden kurtaran tavşan, sevinçle ormana geri dönmüş.
|